İlhan Çomak’tan “Savaş ve Sürgünler”

savaş ve sürgünler

İlhan Çomak’tan “Savaş ve Sürgünler” – Potkal Kitap Yayınları No: 43

Yıl 1942. Irkçılığın en acımasız, en katı, en vahşi hâliyle hortladığı Nazi Almanya’sı işgalindeki Bulgaristan’da baskı, zorbalık ve zulümlerle öz vatanları Türkiye’ye göç etmeye zorlanan bir aile.

Toplama kamplarının ölüm odalarına dek uzanacak, soykırımın insanlık dışı yüzüyle karşılaşacak olan Yahudi asıllı baba kız.

Savaşın soğuk, alacakaranlık kasvetine rağmen umudun her şartta yeşertilmesi gerektiğini anlatan, göç yolunda açlık ve kıtlıkla boğuşan azınlıkların, giderek dağılan, parçalanan, hırpalanan, yitirilen yaşamların yürek burkan hikayesi…

Savaşın çaresiz bıraktığı, savurduğu, yorduğu insanları derinlemesine ve incelikli bir kalemle ele alan psikolojik bir roman “Savaş ve Sürgünler”…

Ayşe Gaffaroğlu’ndan “Bir Kaşık Mutluluk”

bir kaşık mutluluk kapak 1

Ayşe Gaffaroğlu’ndan “Bir Kaşık Mutluluk” – Potkal Kitap Yayınları No: 38

Ülkemizde kadın olmak zor. İki çocukla yeni bir yaşam kurmaya çalışan kadın olmak daha da zor. Anne gibi sevgi dolu, baba gibi sert olmak bıçak sırtında kesik almadan yaşamaya çalışmaktır. Ayşe Gaffaroğlu bu romanında iş hayatında kendine yer açmaya çalışan, ekmek derdine düşmüş Nehir’i anlatıyor. Herkesin bir yemek öyküsü vardır. Yemeklerle insanlar arasındaki ilişkileri, çocuk büyütmenin ince çizgilerini, kadınlığından vazgeçmemeyi, erkek egemen iş dünyasındaki çalışanların fütursuzluklarını anlatan öykülerini Nehir’in yaşamına, tam da bir kaşık mutluluğu arayan romanına serpiştirerek sizleri zevkle ve heyecanla okuyacağınız bir yolculuğa çıkarıyor. Şöyle diyor yazar: “Yaşam size kepçe dolu mutluluk getirsin.”

Önce banyoya girip günlerdir üzerime yapışan endişeyi, korkuyu yıkadım. Bedenime yeniden sevda sözcükleri düşecekti. Kurumaya yüz tutmuş vücut kremlerimle, biricik parfümümle tenimi yeniledim. Dekolte yakalı pembe gömleğimi ve çok sevdiğim kot eteğimi buldum. Sehpaların tozunu alıp mutfağa girdim. Bir saat sonra çorbanın sıcak kokusu evi doldurduğunda mevsim salatam, buzluktan çıkartıp kızarttığım böreğim hazırdı. Kırmızı peçeteleri yerleştirirken ikide bir saate bakıyordum. Mutfaktan salona gelip geçerken kapının camında kendimi görüyor, pek beğeniyordum. Bir süre sonra çorba soğudu, börekler buruştu.

Satın almak için tıklayın: http://www.dr.com.tr/Kitap/Bir-Kasik-Mutluluk/Ayse-Gaffaroglu/Edebiyat/Roman/Turkiye-Roman/urunno=0000000692538

Nilüfer Önder – “Tanrım Beni Görünür Kıl”

tanrim beni gorunur kilNilüfer Önder’den “Tanrım Beni Görünür Kıl” – Potkal Kitap Yayınları No: 33

Bu dünyada elde edemediklerini elde eden ama bunlardan mutluluk duymayan bedeninle karşılaşsan? Ve en çok kendini kıskansan?

Yıl 2185…

Zamanın en güçlü uzay bilimleri araştırma merkezi olan HNA, uzun yıllar yaptığı araştırmalar sonucunda Dünya’nın ikizini, Yeni Dünya’yı bulur. Ve bu yeni gezegendeki insanlığı, varlığımızdan haberdar etmek için başlatılan proje kapsamında beş bilim adamı Yeni Dünya’ya gönderilir. Ancak Jordon, Karin, Tilet, Nadine ve Grek’in, Yeni Dünya’daki insanlığın arasına karışıp, hiç ummadıkları bir anda yeni gezegenin sunduğu gerçeklerle yüzleşmeleri, projenin seyrini tamamen değiştirir. İki dünya ve iki insanlık arasındaki gizli bağı çözme savaşları, kendi hayatlarına dair aradıkları cevaplar, aşkları ve var olma çabaları…

İkinci bir şansın, ikinci bir yaşamın olsa? Peki ya zaten, başka bir gezegendeki hayatına göre ikinci bir şansını yaşıyorsan?

“Hayal’et Bellek” – Caner Girgin

caner girgin

Hayal’et Bellek – Caner Girgin – Potkal Kitap Yayınları No: 25

1995 yılından 2013 Haziranı’na kadar yaşadığımız gerçek olaylara ve okuduğumuz haberlere, Gezi’ye İzmir’den bakıştır bu roman. Şaşırtıcı kısalığı İzmirlilerin elinden alınan değerlerin gerçekliğini değiştirmiyor. İzmirli Yorgo’nun 10 yaşından itibaren kimlik, din, siyaset, aile yapısı, mahalle baskısı, ekoloji, tarih, aşk, hayat tarzı kavramlarıyla mücadelesi ve 2013 Haziranı’nda İzmir’de neden meydanlara çıktığını içeriyor. “Hayal’et Bellek”, İzmirli yazar Caner Girgin’in kaleminden güçlü bir anımsayış kitabı.

Geç Kalmışlar Mangası – Burç Doğu – Roman

“Geç Kalmışlar Mangası” – Burç Doğu – Roman – Potkal Kitap Yayınları No: 19

Genç kuşağın umut vaat eden yazarlarından Burç Doğu, ilk romanı Geç Kalmışlar Mangası ile okurlarının karşısında.

Kaybedecek hiçbir şeyiniz olmasaydı ne kadarına cesaret edebilirdiniz?
Hiçbir şeyi kaybetmemek için yaşıyor olsaydınız ne kadarından vazgeçebilirdiniz?
Bir kasım akşamıydı. Ediz ve Sükût cevapları bulmak üzereydi.

“Gülmeye başladı. Hem koşuyor hem gülüyordu. Üzerindeki bakışları fark ettikçe daha çok gülüyordu ve daha rahat koşuyordu. Umurunda değildi ve bu çok güzel bir şeydi. Başkaları ne düşünebilirdi en fazla? Ne düşünürlerse düşünsünlerdi. En kötü ne olabilirdi? Ne olursa olsundu. Koşuyorum efendim kime ne? Beni sorarlarsa koşuyor dersiniz. Hareket etmeye başlayan otobüse yetişmeye bile çekinen Ediz artık koşuyor dersiniz. Kaldırımlara çarpan adımlarını şakaklarında hissediyor dersiniz. Veya ne derseniz deyin. Fark etmez. Ben koşuyorum. Çocuk gibi, deli gibi, delirmiş bir çocuk gibi koşuyorum.”

Vişne Çürüğü – Aylin Acar – Roman

“Vişne Çürüğü” – Aylin Acar – Roman – Potkal Kitap Yayınları No: 17

Tiyatro skeçleri de yazan Aylin Acar’dan sarsıcı bir aşk romanı…

Bir gözlük kılıfına anlam yüklemekle başlar bazı hikâyeler.
Önce sadece bir gözlük kılıfıdır. Fark etmezsin, zamanla üzerinde “o”nun parmak izlerinin olduğu bir karabasana dönüşür…
Uzun bir aradan sonra kesişen yollar… O yollar kesişmesin diye ertelenmiş tesadüfler…
“Önce arka planda bir ses duydu. Sonra kahkahalar… O kibirli gülüşü, nerde olsa tanırdı.”
En ağır küfürlerden biridir yok sayılmak. Işık, beklemediği anda karşılaştığı Göksel’i yok sayarak geçmişine de sünger çektiğini düşünür ama geçmiş her zaman kaybolmaz.
Bazen telefonuna bir cevapsız çağrı düşer. Aklından bir sürü, ama kalbinden tek bir isim geçer.
İnsan sadece tek bir hayat yaşamaz. Tanık olduğu ya da olmak zorunda kaldığı hikâyeleri de ekleyince hayatına, çoğalarak eksilebilir.
Aşkın ve tutkunun rengi olan kırmızı, vişne çürüğüne dönüştüğünde; hayaller de hayal kırıklığına dönüşür…

“Basamak” – Alp Ergin – Roman

“Basamak” – Alp Ergin – Roman – Potkal Kitap Yayınları No: 16

“Hayatı yaşamak tabirinin abartıldığı, ellerimizin gerçekliğe bağlandığı ve ciğerlerimizin yalan dumanlarıyla doldurulduğu bir dünyada yaşıyoruz. Elde ettiğiyle yetinemeyen, elinde olanı bir köşeye koyarak yeni ufuklarda yeni ihtiraslar arayan insanlarız hepimiz. Günahlarımızın arasına ince sevaplar döşeyerek bir sonraki yargılanmamızın kim tarafından olacağını düşünüyoruz. Yaşıyoruz. Yaşamak zorunda olduğumuz için de değil aslında, daha güzel bir fırsatın hayalini kuramadığımız için.”

İnsan kendine bambaşka bir “yazgı” çizmeye kalkar ve bu yazgının taşıyıcısı olarak kendisini değil bir başkasını seçerse Tanrılaşabilir mi? Yoksa hepimiz kendini Tanrı sananların bizler için biçtiği yazgıyı mı yaşıyoruz? Bu soruyu sorma cesaretini gösteren herkes ya Tanrısını ya da kendisini öldürmeli mi? Başkaldırı bizler ve hepimiz için bir kurtuluş değil mi? Sonunda ölüm bile olsa “gerçeğin” peşinden gitmeyecek miyiz? Varoluşumuza dair bu yakıcı sorular etrafında dönen bir anlatı ile karşı karşıyayız. Yaşamak ama gerçeği bilerek yaşamak, bilmiyorsak “aramak.” İşte “Basamak”ın bize sözü…

Yağmurdan Kaçmayanların Şarkısı

“Yağmurdan Kaçmayanların Şarkısı” – Melda Uytun – Roman – Potkal Kitap Yayınları No: 15

Düşlerle örülü özel bir roman: Yağmurdan Kaçmayanların Şarkısı

Hayalleriniz yoksa ne siz ne de dünya var, diyor bu romanda bize Melda Uytun. Hayallerinizle kurduğunuz bir dünyada tek başına yaşamak ile hepimizin birlikte kurduğu bir hayalle şekillenmiş dünyada yaşamak arasında sıkışıp kalsaydık ne olurdu? İnsan hayalinde yalnızlığı değil “hayal” arkadaşını arar. Bir ortak düşe onları da çağırır, çağırmak ister. İşte bunun için hep birlikte bir sinema salonunda korkudan titrer, sevinçten güler, ıstıraptan ağlarız. İşte bunun için bir tiyatro sahnesinde oyuncunun bir tek repliği bizi günlerce güldürür. İşte bunun için kitaplar okur ve o kitapları yazarız. Ortak bir hayale çağrı için…

“Biz sanatçı olup insanları iyileştirebilecekken herkese boyun eğip korkak davrandık, istediklerini onlara verdik, mutsuz ve yalnız olduk.”

“Asıl büyük problem ne biliyor musun?” dedi Estelwen, -pencere kenarından ayrılıp Irethin yanına oturdu onu teselli etmeye çalışır gibi- “Hayallerimiz için çabalamayı bıraktığımızda kendimizi iyileştirme şansını da kaybettik.”

Kafesteki Kalp

“Kafesteki Kalp” – Kezban Şahin Taysun – Roman - Potkal Kitap Yayınları No: 14

Kezban Şahin Taysun, kadınların çektiği acılara, baskılara dair özel bir roman yazdı.

Bir kadın pek çok ayıbın günah keçisi gösterildiğinde, kendi doğrularını bulabilme ve uygulama konusunda ne kadar şanslı olabilir? Çözüm nedir? Ayıp olmasın diye, vicdanı olmayan hazır doğruları kabul etmek midir yoksa kendine ayıp etmeden yaşamayı öğrenmek midir?

“…Yaydan fırlayan bir ok gibi saplanır, kuru iftira! Üzerine değen kötü sözcüğün gölgesinde kıvrandığını algılarsın. Sana yakışmayan bir olayın içine çekilmişsindir. Onu uyduranlar kıvranmandan keyif alırlar. Parçalara ayrılmış çaresizliğin yaşatır onları. Kimse leke almak istemez aslında. Adın değişir, yeni sıfatlar alırsın! Kız kurusu Nesrin, kötü Alev, dul Sedife gibi…”

Üç kadın; Gülşen, Meriç ve Emine onları yok sayan hazır doğrular karşısında nasıl davranacaklardır? Gülşen, yolculuğu sırasında kendisine yöneltilen zor soruların yanıtlarını bulacak mıdır? “Kafesteki Kalp” sizi farklı bir yolculuğa davet ediyor.

Ölümden Önce Hüzünden Sonra

“Ölümden Önce, Hüzünden Sonra” – Cengiz Madenci – Roman –  Potkal Kitap Yayınları No: 13

Bir Doktorun Kaleminden, Buz Gibi Bir Roman

Yaşam ve ölüm arasında ince, uzun bir yolculuğun hüzünlü hikayesi…

Yoğun bakım ünitesinin soğuk ve kasvetli odasında her tarafından sarkan borularla yatarken aklından film şeridi gibi hayatı geçiyordu. Kalbinin zayıf tik takları beyninden gelen hatıraların yükünü taşımakta zorlanıyor ve her şeye isyan edercesine bir hızlanıp bir yavaşlıyordu. Hemşirelerin ve doktorların bir sis bulutunun arkasındaymış gibi görünen suretleri, uğultulara karışmış anlamsız sesleri bir hayal gibiydi. Demek böyle olacakmış, diye düşündü. Altmış iki yıl böyle noktalanacakmış. Peki ne vardı son dakikalarında, altmış iki yılın ardında kalan? Zorlukla hatırlamaya çalıştı ve birden gözlerinde güçlü bir parıltı uyandı. Evet. Evet. Hayatını özetleyen kelime ancak hüzün olabilirdi. Sessizce
içini çekti, dudağının kenarında garip bir gülümsemeyle fısıldadı “Ölümden Önce, Hüzünden Sonra”. Bu, söylediği son sözü olmuştu ve tamamen bilincini kaybederek bilinmezler diyarına katılmıştı.